PCWORMS's profileρ¢ωσямѕ™PhotosBlogGuestbookMore Tools Help

Blog


    May 10

    Yorgunum Ey Hayat YORGUN!!!

    krgnmsizelj9pr1

    Hazan Mevsimi Hüzün Mevsimi

    Yorgunum Yorgun Ey Hayat

    Her sonbahar gelişinde dökülür yapraklar birer birer, her biri bir tarafa savrulur…
    “Hazan mevsimi, doğanın da ölüm mevsimidir” derler… “Elveda zamanı, hüzün mevsimi, ayrılık mevsimidir” derler. Oysa ben mevsimler içerisinde en çok sonbaharı severdim bir zamanlar. Uçurum kenarlarında açan sarı sarı çiçekleri bir de, çiçekler arasında. Düşme tehlikesiyle de olsa uzanıp kokusunu içime çekerdim yudum yudum, nefes nefes... Hayatın bütün derinliğini, dinginliğini, gizini orada ve onlarda bulurdum...

    Dalından ayrı düşen her yaprağın hüznünü yaşıyorum şimdi ey hayat! Sararmış, gazel olmuş, solmuş ve rüzgarın önünde savrulan yaprakların hüznünü… Gönlümde sonbahar rüzgarları esiyor, şarkılar daha bir içli çalıyor şimdi , gönlüm yorgun, gönlüm küs, gönlüm suskun... Boğazımda düğüm düğüm hasret, bulut bulut gözlerimde çakıyor şimşekler...

    Gurbetten gurbete savrulan insanların iç acısını duyuyorum içimde her sonbahar gelince... İçimden kopan her duygu kırıntısı yüreğime batıyor...

    Yapraklar gibiyim ben de ey hayat, her sonbaharın gelişiyle beraber bende sonbaharı yaşıyorum, sonunda ilkbaharın müjdesi olsa da... İlkbaharda çayırlar yeniden yeşillenip, ağaçlar filiz sürse de, çiçekler yeniden süslesede dağları, kırları, ovaları. Ben hep güzdeyim...

    Her baktığımda soluk sarı yapraklar gibi duruyor aynalarda ki yüzüm, içim, dışım sonbahar ey hayat. Bütün anılar yaprak yaprak sokaklara dökülmüş. Kardan bir kefenle kocaman bir dağ gibi gelip oturmuş göğsümün üzerine hüzün... Yorgunum, çok yorgun ey hayat, vefasız dünyanın ihaneti beni bitirdi...

    Bilirim ne yapsamda bir sonbahar yaprağına yazgılıyım, değiştiremiyorum yazgımı... Acılara, hüzünlere, sevdalara, sararmış yaprakların rüzgardan savruluşuna yazılmış adım neylersin. Terkedilmiş evlerin hanelerine, yıpranmış defterlerin sayfalarına yazılmış adım...

    Bilirim sonbaharların sarı kaderine yazılmış sonu hazin küçük bir öyküyüm ben, kimselerin açıp okumadığı bir kitapta; üzerine hüzün tozları serpilmiş kederli gecelerin sonbahar rüzgarlarıdır belki de; bütün bu yaşadıklarım... Ki, sonbahar yaprakları gibi dökülüp, dökülüp savrulup gidiyor ömrüm elimden...

    Yalnızlığın en derin uçurumuna yaslanmış kalmışım yangın yüreğimle ey hayat.Sonunda gücüm tükenip düşeceğim belki ya da kendi yüreğimden taşınıp gideceğim kimsenin bilmediği, ulaşamadığı, uğramadığı bir yüreğe...

    Varsın karanlık geceler yokluğuma ağıt yaksın, sahte sevgilerle avutsun hicranımı zaman...

    Kaç yıldır ki, yaşamın uğramadığı mezarlıklar gibiyim, içime binlerce ölü gömülü. Dolaşıp duruyorum ağaçların dökülmüş yaprakları arasında, sonbaharın sarı soluk yüzüne sürüyorum yüzümü yaprak yaprak... Ağaçlara baktıkça nedenini bilmediğim ama acısını duyduğum sararmış hüzünler kaplıyor içimi.

    Bilmem bu kaçıncı çığlığımdır ey hayat, sesimi duyuramadığın . Bilmem bu kaçıncı imdat...

    Şimdi vurulmuş bir kuş kanadı gibi duygularım, sığınacağım dal da yok. Yıpranmış, paralanmış eski bir giysi gibi duruyor üzerimde ömrüm... Her ihanet onulmaz bir yara açtı yüreğimde, ne yapsam durmuyor kanama. Kahretsin...

    İçimin yaşayan sevinçli yanını öldürdüler ey hayat, hüzne bulandı her yanım, ben ki sevinç rüzgarları doluydum bir zamanlar sevgi dağlarında, sevgi eserdim gece gündüzyüreklere, yüreklerden dağlara, ormanlara, sokaklara. Şimdi ihanetin kara bulutları kaplamış göğümü, güneşli günlere hasretim ey hayat...

    Ellerine kapanıyorum şimdi, anla beni, al beni... Bir sonbahar yaprağı gibi bekletme son yaprakta. Bırak alıp götürsün beni sarı yapraklarıyla sonbahar rüzgarları, yapraklar gibi savurup savurup götürsün uzaklara...

    Bir varmış bir yokmuş diye başlar bütün masallar. Ellerim soğuk şimdi üşüyorum, bedenim,dudaklarım buza dönmüş...
    Yokumsa beni ey hayat, doğmamış gibi...Sayki hiç yaşamadım, tatmadım, acıyı, ihaneti. Masalım da olmadı sonu mutlulukla biten. Gökten üç elma düşmesini beklemiyorum artık, yorgunum ey hayat, yorgun...

    March 29

    Rüyalarımdan da Sildim Seni

    İçimden gelmiyor artık senin için ağlamak. Senli hayallere dalmak gelmiyor işte ..
    Dualarıma seni katmayalı çok oldu .Rüyalarımdan da sildim seni .Ben keşkelere elveda dedim!

    Al senin olsun,sevgin, aşkın... al senin olsun.
    Nasıl yaşamak istiyorsan, kiminle istiyorsan yaşa.
    Al senin olsun yaşamak istediklerin…

    Bıraktım artık sevgini, bıraktım artık eskileri…
    Ve sildim anıları kafamdan, sildim yaşadıklarımızı, paylaştıklarımızı, birlikte ağladığımız günleri sildim.Arkadaş olduğumuz günleri de sildim. Kilit vurdum anılara ve kapattım bir sandığa her şeyi. Kilidini de attım denize, bir daha bulmayayım diye.

    Kızgınım sana, Kızgınım bu vurdum duymazlığına. Ve kendime kızgınım. Niye değer verdim, niye bende unutmadım, niye bu kadar güvendim diye, sen güvenimi boşa çıkarttın. Sana bıraktım sevgileri, sana bıraktım dostlukları ve sana hediye ediyorum. Yalnız yaşanıyorsa sevgiler, yalnız yaşanıyorsa dostluk, al kendin yaşa, paylaş tek başına. Yalnızlıksa tercihin, al senin olsun.

    Yok saydım seni, bundan sonraki her baharı sensiz karşılayacağım.
    Her sonbaharda hüzünleri unutacağım sana inat.
    Bundan sonraki her yaza sensiz gireceğim, yine sevinçle.
    Ve her kışı sensiz yaşayacağım zemherisiyle...
    Geçerken her mevsim, sensizliğe üzüleceğim...
    Yinede bırakmayacağım sevinçlerimi.
    Ve sen bensizliğe alışmaya çalışacaksın.

    Gidişin kalacak sadece aklımda ve o gidişle yaşayacağım sensizliği.

    Sensizliğe inat, sana inat, her günü yaşayacağım hiç olmamışsın gibi.

    Al senin olsun gidişler...
    AL SENİN OLSUN HER ŞEY...

    Sahte Kentin Yüreksiz Adamı

    Artık kelimelerin sustuğu, zamanın durduğu, bir tek gözlerimin
    konuştuğu andır şimdi.. Gözlerimden akan damlaların haykırdığı vakittir..

    Tarifini bilmediğim bir acı saklamışım içime.. Bu acıları çoğaltmışım. Biriktirmişim.. Ve patlamış bugün.. Her bir tarafa acı, her bir tarafa kan bırakıyor..

    Düşünüyorum sadece ben.. Düşünüyorum. hak edecek ne yaptım diye. Varamıyorum bir sonuca. Anlayamıyorum kimseleri.. Yok olmaya yüz tutuyorum.. Öldürsünler beni istiyorum.. Yüreğimi sahte kentin sahte aşklarına bırakıp çekip gitmek istiyorum kendi yalnızlığımla beraber.. Senden tek parça olmayan bir yere.. Olmayan bir şehre..

    Belki mutlu olurum…

    Ben Kaçamam ki..  Çekip gidemem ki hayatımdan.. Yüreğimi bırakamam ki yaban ellere.. Ne yaparım.. Bilmiyorum.Bildiğim tek bir şey var.. Bu bilinmezlik ben gitmesem bile beni alıp götürecek..

    Ey Sahte kentin yüreksiz adamları ne istediniz benden.. Hep kendime sakaldım duygularımı. Sevmek sevilmek istedim sadece. Ötesini beklemedim kimseden.. Sadece sevmek sadece sevilmek..

    Ama anladım ki en masum duygu sevmek bile yok olmuş artık.. beni ben yapan duygu yok olmuş artık.. Ben yaşasam ne faydaki. Ben yaşasam kime neyi ispatlayabilirim ki.. Kime neyi öğretebilirim. Bunların hepsini toplasam “koca bir hiç” im aslından bu şehirde.. Bu insanların arasında.. Sadece “Koca Bir Hiç” …

    Artık alıştım gözyaşlarıma.. Alıştım gitmelerine.. Alıştım sevip sevip sonra sevememelerine.. Alıştım artık bu koca dünyada senin bir hiç olduğunu bilmeme rağmen seni koca bir dev yapıp o devin altında ezilmeye.. Alıştım ya.. Alıştım kahreden yokluğuna.. Düşünme beni..


    Ve Şimdi biliyorum..
    Bu Son..
    Bu son gözlerinin gözlerime dudaklarının dudaklarıma değişi..
    Bu son omzunda uyuyuşum…
    Bu son sözlerim..
    Bu son bakışım..
    Bu son öpüşüm..

    Hadi artık ayrılık vakti.. Yine gitmelerinin vakti.. Ama sonsuza gitmelerinin hiç gelmemelerin vakti..



    Hadi ver son öpücüğü de git artık..
    Tamam işte..
    Hadi..
    Kalkalım artık..
    Geç oldu..
    Git artık..
    Bakma..
    Görme gözyaşlarıma..
    Hayır ağlamıyorum aslında..
    Gerçekten..


    Sen sonumdun unutma..
    Aramayacağım bir daha..
    Madem öyle istiyorsun..
    Madem sevmiyorsun güvenmiyorsun..
    Madem git diyorsun..
    Tamam..
    Sana söz…
    Gidiyorum..
    Kendine iyi bak olur mu..?
    “Seni Seviyorum”


    Ne olur sus..
    Yalvarırım sus..
    Hadi git..
    Arkana bakma..(Nasıl da isterdim bi kere dönüp bakmanı )
    Hayır istemiyorum.. Bakma
    Güle güle sahte şehrimin yüreksiz adamı..
    Bende seni seviyorum..
    Sende benim sonumsun..
    Unutma..

    …Ne Senden Öncesi…
    ..……Ne Senden Sonrası……..

    Ve Son.. İşte sen gidiyorsun yüreksiz adamım.
    Ve ölüm geliyor..

    Güle Güle..

    Huzur

    Bir gün bilge bir kral, huzuru en güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini ilan ettti. Yarışmaya çok sayıda sanatçı katıldı. Günlerce çalıştılar, birbirinden güzel resimler yaptılar. Sonunda, eserlerini saraya teslim ettiler.
    Tablolara bakan kral sadece ikisinden gerçekten çok hoşlandı. Ama birinciyi seçmek için karar vermesi gerekiyor.

    Resimlerden birisinde, sükünetli bir göl vardı. Göl bir ayna gibi etrafına yükselen dağların huzurlu görüntüsünü yansıtıyordu.Üst tarafta pamuk beyazı bulutlar gökyüzünü süslüyordu. Resme kim baktıysa, onun mükemmel bir huzur resmi olduğunu düşünüyordu.
    Diğer resimde de dağlar vardı. Ama engebeli ve çıplak dağlar. Üst tarafta öfkeli gökyüzünden yağmur boşalıyor ve şimşek çakıyor. Kısacası, resim hiç de huzur dolu görünmüyordu.
    Fakat, kral resme bakınca, şelalenin ardında kayalıklarda bir çatlaktan çıkan mini minnacık bir çalılık gördü. Çalılığın üzerinde ise anne kuşun ördüğü bir kuş yuvası görünüyordu. Sertçe akan suyun orta yerinde, anne kuş yuvasını koruyor... Harika bir huzur ve sükun.
    Peki ödülü kim kazandı dersiniz?
    Kral ikinci resme seçti.
    ‘‘Çünkü’’ dedi, ‘‘Huzur hiçbir gürültünün, sıkıntının ya da zorluğun bulunmadığı yer demek değildir. Huzur, bütün bunların içinde bile yüreğinizin sükun bulabilmesidir. Huzurun gerçek anlamı budur.’’
    March 17

    Hayat Bir ....

    Hayat Bir Aşktır... Onu Yaşayın
    Hayat Bir Hediyedir... Onu Alın
    Hayat Bir Bilmecedir... Onu Çözün
    Hayat Bir Görevdir... Onu Yapın
    Hayat Bir Yarışmadır... Ona Katılın
    Hayat Bir Amaçtır... Onu Başarın
    Hayat Bir Fırsattır... Onu Kaçırmayın
    Hayat Bir Mücadeledir... Onu Kazanın
    Hayat Bir Yolculuktur... Onu Mutlulukla Tamamlayın...
    March 16

    En acı ölüm Umutsuzluktur

    Denizde bir kum tanesi de olsa, umuttur umut. Yaşamaya sebep...

    Hiç bitmez istekleri insanoğlunun. Kendimizi bilir bilmez biran önce büyümeye can atarız. Böylece salmaya başlamış işte köklerimizi hayata. “Keşke hiç büyümeseydim” demeye başladığımız vakit, çaresizliğimi kabul eder ve devam ederiz yürümeye, büyümeye. Ağır ağır, isteksizce. Kimi zaman bir el iter sırtımızdan usulca, koşaradım kimi zaman. Bağlanmak için bir umut ararız, yığınla buluruz. Önce iyi bir okul bitirmek isteriz, ardından iyi bir iş. Nice sevgiler gelir geçer hayatımın orta yerinden, kiminde acı çeker, kiminde çektiririz. Bir eksilip, bir çoğalırız. Kaybederiz bilmeden, hiç aklımızda yokken kazanırız. Böylece oturur benliğimiz, köklerimiz daha da derinlere iner. Umutsuz kaldığımız zamanlar da olur elbet. Hayat bu; her şey ne zaman hep çok güzel oldu ki. İsyan boşa; ne çocukluğumuz geri dönebilir, ne değiştirmeye yeter gücümüz geçmişi. Hep tutunacak bir dal buluruz, ya da dallarımızı onaracak birilerini.


    Umutsuz kaldığımız vakit, öldük demektir.

    Yaşamaya sebep, seni seçtim. Umudumsun...

    Kolu kanadı kırık kuşlar gibiyim şimdi. Bırak uçmaya, ayaklarımı yere basmaya yok mecalim. Uykusuz üç beş gecenin ardından iki kadeh içmiş gibiyim. Anlayacağın, bende mevsim hazan, hüzün soluyorum havadan. Köklerimden birkaçı sarsılmış, kopacak gibiyim yerimden. Ne kadar umutsuz kalsam da sensizliğimle, umut doluyum yine de işte. Hayat bu; her şey ne zaman hep çok güzel oldu ki. İsyan boşa; ne seni yar edebilirim kendime, ne dönebilirim artık gözlerimim sana değmediği yıllara. Tutunacak bir dalım var yine şükür ki, sesin çare olur yüreğime.

    Umutsuz kaldığımız vakit, öldük demektir.

    Yaşamaya sebep, seni seçtim. Umudumsun..

    Sahi, Doldurabilir mi yerimi biri ?

    Oysa ne zordu seni tamda bulmusken kaybetmek..
    Ne zordu ağlamamak için dudaklarımı ısırırken veda sözlerini dinlemek..

    Biz sevgiliden başka dosttuk, arkadaştık ya bi nevi
    Sırdaştık, insandık ya önceleri..
    Değilmiş !

    Rüzgarı kıskanırmı insan hiç tenine deyip geçiyor diye
    Yağmur damlalarından nefret edermi yanaklarından süzülüp dudaklarına yerleşiyor diye..
    Edermiş meğer !

    Sana benden başkası dokunamaz ki..Sımsıcak sarılamaz ki..Ellerini tutmak isteyemezki canı benim canımın istediği gibi.. Beklentisizce sevemezki, bekleyemez ki seni..
    Sahi, doldurabilir mi yerimi biri ?

    Oysa biz değilmiydik defalarca söz veren birbirimize.. Biz değilmiydik kalbimizde birbirimizden başkası olmayacağına yemin eden.. Tek bir ruh, tek bir kalp..
    O biz değilmiydik sahi ?

    Bocalıyorum yokluğunda..
    Neye elimi uzatsam boşlukta buluyorum kendimi.. Baktığım hiç bir yüz seninkine benzemiyor, hiç bir renk hayatımı senin rengin kadar ferahlatmıyor.. Hiç bir söz senin bir tek sözün kadar değer bulmuyor..
    Olmuyor ! Ne yerin doluyor, ne boşluğunun acısı hafifliyor..
    İçimde bir yerlerde öyle büyüksün, öyle hızla çoğalıyorsunki yetişemiyorum sana .. Yaşadıklarımız öyle ardı ardına geliyorki aklıma unuttum desemde beceremiyorum aslında..

    Artık tek basıma dinliyorum gözlerimin içine baka baka söylediqin o sarkıları..
    Tek başıma bakıp eski resimlere, gülümsemeye çabalıyorum buruk bir tebessümle..

    Oysa simdi ne bir resmin kalmalı elimde, ne bir anı beynimde.. Susmalıyım ! Çünkü her konuştuğumda seni seviyorum dememek için ısırıyorum dudaklarımı ..
    March 01

    SuçLudur Aşk

    Zamansız başlangıçlar,
    Erken sevişlerde yitirdim yüreğimin seven yanını oysa kurtarılası tek yanıydı faili meçhul yangınlardan. Taraflığım ondandır bir yanıma küsmüşüm ve bir yarım diğerine…


    Suçu sabit görülene kadardır aşk bir o kadar kısa.
    Suçlu…
    Adını kazıdığım tüm bankları söküp atabilirim yerlerinden ve bir kibrite bakıyor adını zikrettiğim ağaçların külleri. Bir ormanda yakılabilir, silinebilir izleri…
    Resimleri yırtıp yok sayabilir miyim seni?


    Başımı ölesiye vursam duvarlara düşer misin fikrimden?
    Çekip alabilir miyim seni beynimden?
    Parçalayıp göğsümün çeperini,
    Saplasam yüreğime hançeri,
    Sızıp akar mısın içimden…


    Sabit görüldü,
    Zamansızdı aşk,
    Zamansız kalkışlar ve başlangıcı olmayan sonlarda kâbuslara saplanıyor rüyalar. Uykularımda çakıyor kahve gözlerin gözlerimde.
    Silip atabilir miyim seni düşlerimden?
    Düşer misin benden?

    Zamansız,
    Gece yarılarında kan ter içinde hıçkırıklarıma uyanışlar.

    Bekleyişler,
    Şehir uykuya dalar, gözlerim yaşlara…

    Son gelişinde resmini de götürmüşsün gidişinle, bir kokun kalmış duvarlarını yalnızlığa boyadığım odamda bir de sen kalmışsın bende…

    Suçlu,
    Bu beden yakılmalı, külleri savrulmalı…
    Külümden yeniden doğar mısın sen???

    SABİT GÖRÜLDÜ SUÇLUDUR AŞK...

    Bugün Ben Seni Yüreğimden Yolcu Ediyorum

    Artık veda zamanı geldi
    Acı tatlı her ne varsa yaşanan
    Bugün ben seni yolcu ediyorum
    Yüreğimin sığ limanından..
    Ardından yavaş yavaş
    Ufukta kayboluşuna bakıyorum
    Bir çift martı kanat çırpıyor gökyüzünde
    Süzülüp senin ardından onlarda kayboluyor
    Güzel olan ne varsa peşin sıra gidiyor
    Bir bir batıyor ufuk çizgisinde umutlarım
    Yüreğimin engin yamaçlarına kar yağıyor
    Buz gibi yüreğim ellerim,yokluğunla üşüyorum
    Sensizlik acıtıyor yakıyor canımı
    Bir yağmur başlıyor gözlerimde
    Önce çiseliyor sonra sağanağa dönüşüyor
    Bu gün ben seni yolcu ediyorum
    Gidiyorsun benden çok uzaklara
    Bilinmez ulaşılmaz diyarlara
    Çırpınıyor yüreğim ardından
    Boğazımda düğüm düğüm kelimeler
    Dur gitme diyemiyorum
    Bir çığlık kopuyor yüreğimin derinliklerinden
    Hiç kimsenin duyamayacağı
    Bilmeyeceği bir çığlık
    Sonra sessizliğe bürünüyor her yer
    Güneş batıyor gittiğin ufuktan
    Karanlığın ortasında yapayalnız kalıyorum
    Tüm hayallerim de batıyor güneşle birlikte
    Yüreğim gidişinle yorgun ve suskun
    Çaresiz bu ayrılığa mahkum
    Bu gün ben seni yüreğimden yolcu ediyorum
    February 28

    Gidenin Ve Kanatanın Ardından

    İşte yine sana yenildim,
    bu kez bırakalım acıyı da inadı da dedim,
    ama ;
    sen yine acıttın
    ben yine kanadım...

    Bugün dedim ki ’Kırık Kalp Fırlatan Kız’ın kalbi denize düşerek bilinmezlere mi karışacak,yoksa yarası denize düşmeden tutacak mı onu?’ ,biliyordum cevabı ve zaman bildiğimin de doğru olduğunu onayladı ve altınız çizdi aynı anda ...

    Neye seviniyorum ben? Bu durum içerisinde neye sevindiğimi şaşırarak soruyorum içime,seni ne kadar da iyi tanımışım,işte buna gülümsüyorum!...

    Kız; çığlık çığlığa heyecandan,aptal şey! Aptal aptal aptal !!!

    Nefretimin baş köşesinde yerin var,buyur.


    Senin sırrına /eren/ var mıydı ki ; ben ere(n)emedim!!!


    Vakit tamam beni,seni,herşeyi terkediyorum! Ver elini hüzün ...(Zaten bu bünyeye sadece hüzün sığınabildi ve kuluçkaya oturdu!)



    -Kanayan yarama ve kabuğuma-

    İyi Niyetli Hatalarım

    Hatalar... Bazen can sıkan, bazen can yakan hatalar... Bazen eksilten bazense olası olumlu sonuçları nedeniyle çoğaltan hatalar... Bazen gerip kopartan, bazense gerginlikten sonraki çekimle daha da birleştiren hatalar... Bazen yıkıcı, bazense yapıcı sonuçlara yol açan hatalar...



    Hatalar... Bazen kötü niyetli, bazen iyi niyetli hatalar... Bazen nefret dolu, bazense sevgi dolu hatalar... Bazen kasıtlı, bazense bilmeden, istemeden yapılan hatalar...



    Ömrüm boyunca çok hatalar yaptım, sonuçlarından çok dersler aldım... Bazen azaldım, bazen çoğaldım, çoğalttım... Hatalarımla hayattan koptum yeri gelince, yeri gelince hatalarımla hayata tutundum... Hayatı öğrendim düşe kalka... Yıka döke... Düşmeden kalkmayı öğrenmek zor... Yıkmadan yapmayı öğrenmek zor...



    Yaşayarak öğreniyor insan... Hataları ve doğruları yaparak öğreniyor hayatı, ve hayata dair herşeyi... Kendini ve karşısındakileri bu hatalar ve doğrular ile tanıyor, tanıtıyor...



    Büyüklüğü kıstas alırsak en ağır hatalarım kendime karşı olanlar olmalıydı aslında... Normal koşullarda beni en çok yıpratanların bunlar olması gerekirdi... Ancak ben karşımdaki kişilere karşı yaptığım hatalarda yıprandım hep... Onlara zarar verme düşüncesi ile, onları kırıp üzme gerçeğiyle acı çektim... Kendimle savaştım hep, savaş oklarımın yönü hep beni buldu... Kendime olan tahammülümü en çok bu anlarda yitirdim...



    Hatalar... Hatalarım... Özellikle sevdiğim kişilere karşı yaptığım iyi niyetli hatalarım... Sevdiklerimi üzdüklerim... Destek olayım derken yaraladıklarım... Yanında durayım derken acı verip karşıma aldıklarım...



    İyi niyetli hatalarım... Sebepleri en başta sevgim... Sonrasında bazen iyi bazense kötü sonuçlar doğuran empati yeteneğim... Olan olmayan her türlü olasılığı zihnimde ve duygularımda yaratabilme, yaşayabilme özelliğim... Sonrasında bazen o olasılıklar arasında yanlış olanlardan birini seçme ihtimalim...



    Empati yeteneğim... İyi niyetli hatalarımın çıkış noktası... Bir anlığına da olsa karşımdaki gibi düşünme, hissetme çabam... Ve sonrasında olasılıklar silsilesinde savruluşum... Çok açılı düşünmeye çalışıp, her açıdan birşeyler alıp ortalamasını bulma ve bunun gerçekliğine inanma yanılgım...



    İyi niyetli hatalarım... Karşımdakilere ve hatta bazen 3. kişilere zarar veren hatalarım... Beni en çok kahreden hatalarım... Her defasında sarsıldığım ama sonrasında yeniden, durmadan yaptığım hatalarım... İstesem de çoğu zaman engelleyemediğim, çünkü sevgimin getirisi olan hatalarım...



    Ömrüm boyunca hatalarımla, özellikle iyi niyetli hatalarımla üzüp yaraladığım herkesten özür diliyorum... Ve inanıyorum ki çoğu bu hataları niye yaptığımı biliyordur... Biliyorlardır ki benim sevgim bazen beni bile aşacak şekilde psikopattır... Biliyorlardır ki hatalarımın esas sebebi onları kendimden önce tutuşum, ve yaralasam bile kendimden korumaya çalışıyor oluşumdur...



    Benim sevgim anaçtır, hatta psikopattır... Bağlanırım ve feci sahiplenici olurum... Bağlandıkça sevgim ve empatim artar... Özellikle dostlarım ailemden biri gibi olur... Bazen böyle iyi niyetli hatalar da yaparım... Sevgi söz konusu oldu mu herşey mübah olur bende... Benim sevgimi taşımak zordur, ama taşıyabilene de her zaman açıktır...



    Kim mi yazmıs bunu?

    Ben, sen,o, herhangi biri..

    Hatalarıyla çoğaLan, büyüyen birisi
    Öylesine birisi işte...

    Hicran Buğusuna Damıttım Anıları

    Merhaba cancağızım,
    Hicran yüklü bir gecenin, zakkum tadı ağrısını ruhumda duyarak, sana yazıyorum. Hasretini hüzzam şarkılarına damıtarak...
    Buğulu bir camın ardından seyrediyorum, Uludağ�ın eteklerine uzanmış şehri... Dumanı olmayan alevler misali yanıyor şehir. İniltisi olmayan bir yara gibi kanıyor. Kırılgan bir çarşaf misali aşkla yaşamaya yemin etmiş; aldanışların sancılarıyla yorgun düşen bir meczûp şimdi şehir...
    Bir zamanlarşeftali ağaçlarının süslediği, bu ovada beton sütunlar yükseliyor. Çam ağaçları, çınarlar � ki onlar, yaşlanınca alevlenip kendi kendini yakarak; külünden çınar filizleri türeten asil ağaçlar- bir bir veda ediyor şehre... Puslu bir gecenin koynunda uyuyor şehir... İslenmiş gökyüzüne yıldızlar da veda etmiş. Ağulu bir iksir içer gibi içiyorum acılarımı, sancılarımı... Bir bahar sabahı çiğ tutmuş şeftali yaprağı misali şebnem bağlıyor yanağım.
    Motor gürültülerine karışan savaş haberleriyle çalkalanıyor şehir. Namlular altında inleyen bir bebek giriyor düşlerime. Ruhumu titreten bir nağmeyle boğuluyorum. Kirleniyor isimsiz mezar taşları. Karanfil olup ağlıyorum ve sokaklara armağan ediyorum kendimi...
    Umuttan söz ediyor birileri camekânlarda, tanıdık olmayan sesler duyuyorum. Eflatun bir hüzünle dönüyor dünya. Evren çöplüğünde yaşamı sorguluyorum. Susadığım dille konuşacak insanlar arıyorum, dostum. Aklıma sen geliyorsun... Bir avuç duman yükseliyor gökyüzüne. Derinleşen bir ayna olup; kendi içime dönüyorum. Aydınlatmak için gönlümün karanlık odalarını, kendi kendime yâr oluyorum.
    Gülüm,gittin; cevapsız sorular bırakarak, ardından. Umutsuz, yalnız, ışıksız koyarak beni. Gülümseyen bir fotoğrafın kaldı senden geriye. Silmedim buğulu camlara yazdığın adını... Çocuksu umutların bir sevda tomurcuğuna dönüşüp, ateşten bir gül olarak gönlümün derinliklerinde yer etmesine şaşırmamalı. Umudunu diktiğim ağacım meyve verecek ve sen döneceksin biliyorum... Bugün öğrencilerime bir gün döneceğini müjdeledim.
    Gülüm, sen gideli, kar alnından öpüyor bu mahzun şehri. Kırık bir aşkın öyküsünü dile getiriyor türküler... Kar daha bir güzelleştiriyor türküleri... Kar vefalı olmamız gereken dostları hatırlatıyor. Kar vuslatsız; ama tükenmek nedir bilmeyen aşkları anımsatıyor. Saçlarımıza ak mutluluklar serptiği günleri anımsatıyor. Gönlümüzü ve ruhumuzu karla ışıttığımız geceleri anımsatıyor. Sevdiğin bir şiirim geliyor aklıma:

    Beyaz bir kardı yağan
    Kapadı bak yolları
    Ne çok bekledi yollar
    Bir gün geçersin diye
    Beyaz bir ölüm yağdı
    Kırdı âh o kolları...

    Öksüz bir yavru gibi dolaşıp duruyorum şehri. Sokaklarda bağıra çağıra, yüzümü ıslatan kar tanelerinin hazzını duyumsayarak, koşmak istiyorum . Şimdi, daha bir hızlandırıyorum adımlarımı. Koştuğum bu meçhul yolun sonunda sana ulaşacağımı zannediyorum. Yaşadığım mutsuzlukları kar tanelerinin sileceğine inanarak koşuyorum. Yeni bir dünya kuruyorum kendime, kendi ellerimle... Kendime yeni bir kader çiziyorum. Ak karanfiller doluşuyor göz bebeklerime, yüzüme... Her yanım karanfil kanıyor. Bu şehre bir deli daha armağan etmek istiyorum.

    Elimdeki fotoğrafına bakıyorum, bir sokak lambası aydınlığında. Kayıtsız gözlerinin derinliğine dalmış çaresiz bir güvercin gibiyim. Zakkum tadında acılar çekiyorum. Zakkum tadıyorum dost, zakkum tadıyorum. Örselenmiş mazimin günahını taşıyorum, gözbebeğimde. İsli bir sokak lambasının aydınlığında yakıyorum, hükmü geçmiş muskaları... Anılar denizinde bocalayan bir kayık gibiyim. Unutmak ne mümkün yaşananı.
    Şemsi Belli�nin bir şiiri dolanıyor dilime:
    Gün akşamüstüdür, karanlık yakın
    Bitti inandığım en güzel yalan,
    Anılar!.. Ne olur beni bırakın
    Bir elimde toprak, bir elimde kan
    Bitti, inandığım en güzel yalan...

    Anılar terk eder mi, dostum? Terk etmez, biliyorum. Şimdi seni daha bir özlüyor, döneceğin günü hasretle bekliyorum. Seni yüreğinin en sıcak yerinden öpüyorum.
    Sevgiyle kal!..

    Bazen Kuyunun İçine Düşer İnsan

    Bazen kuyunun içine düşer insan.Çıkmak için debelenirken bir el uzanır. Düşünmez doğru bir el mi?Yanlış bir el mi? Sadece tutar

    Şimdiyi bir rafa kaldırıp, geleceğin hayallerini kurar insan. Saatler geçer, günler geçer, aylar ve yıllar

    Gelecekbir gün gelir. Kaderi ile yüzyüze geldiğinde geriye bakar ve geçmişiniki elinin arasından kayıp gittiğini görür. Bir telaştır başlar
    Vicdanıve mantığı arasında bir seçim yapmak zorunda kalır bazen insan. İstervicdanının sesini dinlesin, ister mantığının sesini. Olması gerekenolur sadece
    Sıkılır bazen insan. Kendinden, çevresinden, yaşadığı kentten, hayattan. Kaçıp gitmek isterler bir yerlere Ama nereye?

    Birşeyleri kurtarma ya da kazanma derdine düştüğünde insan, bazen ruhunukaybeder. Ne kurtardığının bir önemi vardır artık, ne de kazandığının.
    Sorgular insan yaradanı, yaşamı, kendini. Acıyı, kederi, mutluluğu, sevinci ve gücü. Yaşamın anlamını çözmeye çalışır yani.

    AnthonyHopkins bir flimde İnsan yaradıldığında taş gibi kaya gibidir.Yaradan verdiği darbelerle o kayayı yontar ve mükemmeli yaratır.Demişti.

    Güç nedir peki? Ne pahasına olursa olsun, bir şeyleri kurtarmanın derdine düşüp ruhunu kaybetmek midir?
    Ya da,
    Başarı zincirlerinin ard arda gelmesi midir?
    Yoksa,
    Yaşamında aldığı darbelere rağmen yinede umutla ayağa kalkıp ileriye doğru bir adım atabilmek midir?

    ..o İşte .... En Acıtanı O....

    .. hani o gidişlerin var ya... sessizce... suskun ..

    .. kırılan sen olduğun halde... kendisiymis gibi... hani o arkasına dahi bakmadan gidişleri..
    hani senin "o an" "oracıkta" "ancak" arkasından baka kaldığın... anın durması için yalvardığın, tutup ucundan geri çevirmeye çalıştığı an var ya, hani yapabilsen o merdiveni, hani yapabilsen o kapıyı, hani yapabilsen o sokağı tutup ucundan geri çevirmeye canını bile verebileceğin o an..

    ..o işte...en acıtanı o..

    ..hani o tıpkı elinden düşen en sevdiğin, en güzel "şeyin gibi"... hani o tıpkı tutamadığı gibi... hani o tıpkı tüm gidenlerde yaşadığı gibi... hani o bir ince sızı varya içe içe akan... hah işte...tam öyle incecik... yırtarak kayan... düşen kanatan... acıtan.. tutamadığın... parçalanan... tuzla buz olan... zamana savrulan... zamanda akıp giden... hani o zamanla catistigin ama zaman içinde yok olmayan herkesin inandığı o kocaman ... "zaman her şeyin ilacıdır" yalanı ... bunun bir yalan olduğunu tekrardan hatırladığın an... ve kendini kandırmaya başladığın an ... istemeye istemeye inanmaya başladığın an..

    o işte...en acıtanı o..

    .. ama senin orda oldugunu hep bildiğin ..

    .. ama senin hep hissettiğin..
    .. ama bir dahası olmayan..
    .. ama zaten hiç senin olmayan..
    .. ama senin hep bildiğin..
    .. ama senin hep hissettiğin..
    .. ama bir daha sana geri gelmeyecek olan..
    .. ama buna rağmen
    .. gelmeyeceğini bile bile senin beklediğin..
    .. o işte...en acıtanı o..


    .. sonra o kocaman kocaman, akıp gitmek bilmeyen zaman..
    .. o durduramadığın an' ın karmaşası tezatlığı..
    .. kördüğüm oluşu..
    .. o "acabalarla" , "keşkelerle" dolu soruların ..
    .. içindeki kısır döngülerin..
    .. ve o an ..
    .. hiç bir şey yapamamanın çaresizliği..
    .. o işte...en acıtanı o..

    ..belki de sadece çaresizliğin..

    ..çaresizliğim... lütfen beni artık acıtma...!

    Bilmem Anlar mısın?

    вιя güη gєℓιяdє вιя αη,
    çσк¢α zαмαηℓαяdαη ѕσяα,
    gєяι döηüρ вαктığıηdα вιℓмєм αηℓαямıѕıη؟
    σ ѕєηιη вι αηıηıη вєηιм öмяüм σℓdυğυηυ..!
    ηє çσк ѕєνιℓdιğιηι...
    αятıк çσк gєç σℓdυğυηυ...

    Aylar Yıllara Dönüştü...Sen Hala Yoksun

    Savaş mı?Kime karşı bir savaş bu….Mağlubiyeti bile bile,yenilgiyi sindire sindire kazanılacak olan ne??Küçük sevgi artıkları mı…??Ben savaşın tam orta yerinde, kalkansız mağlubiyeti çoktan kabul etmişim..Henüz –dante gibi gelemesek de ömrün yarısına-Yaşayacağım yolu uzun uzadıya kat ettim..Öğrendim seninleyken de yalnızlığımın kaçınılmaz olduğunu..Biliyorum,yine elime yüzüme bulaştırdım,bu aşk oyununu..


    Eylüldü…
    Sen gittin….Okullar açıldı gittiğinin ertesi günü..Eylül yaprakları düştü yollara…Bomboş şehri dolduran varlığın silinip gidince,çocukların ayak sesleri kaldı kaldırımda..Eylül ayı,yazdan geçiştir,son bahara….bazı akşamlar üşüdüm,seni örttüm ruhuma…sen benim yamalı düşlerimin sihirli anahtarıydın…Bir kışa dayanamadı bu sevda…Kar beyaz düşmedi toprağa….ama üşüdüm,,,sensizken bu eylül ayında….başlamıştı sanrılarım ruhumda..


    Ekim;
    Ilık rüzgarlar düşürüyor bu mevsimde…Şehir tüm rengini değiştirmiş…Yüzüne hasret kaldığım,acımın boyutu dayanılmaz…Eve gidemiyorum…Bizimkiler görsün istemiyorum gözlerimi…..yatağım tek sığınağım,iş yerinde ağlıyorum sürekli …telefonum yastığımın üstünde,gizli numaraları sana yorumluyorum..mutlu oluyorum Şehir şahit,ekim de….


    Kasım…
    Kasım yağmurları başladı…Bu ay senin ayın….Yeni bir yaşı ağırlıyorsun…saçlarındaki akların sayısı mı artıyor yoksa…Yoksa zaman acımazsızca vuruyor mu çizgilerini ruhuna…Sesini özlediğim,çocuk adam…içim acıyor…iyi ki doğdun diyemediğim için…Sözlerim dağılıyor her gece şiirlere….Gitarım hiç ayrılmıyor başucumdan….dokunamıyorum tellerine..


    Aralık….
    Yeni yılım merhaba….Sen misin gelen beyaz pamuk,şehrimin yatağına…dondurucu soğuk….krizlerim devam ediyor hala….üşüyorum..üşüyorum….üşüyorum…..hava kurşuni,yalnızlığım siyaha çalmış…Konuşmuyorum,görmüyorum,duymuyorum hiç bişeyi…
    Kapılarımı açmış gelen gideni seyrediyorum..Ben vazgeçmişim kendimden,vazgeçilişlerimi izliyorum..Tepkisizim…Ne yapıyorsun?nasılsın hiç haberim yok…Şehirde insan telaşı,bana çarpmıyor bu akan kalabalık…Ben hala dağınığım …sen topladın mı kırıklıklarını_??


    Ocak…..
    Okullar tatile girdi….Birileri hayatıma girmeye devam ediyor…ruhumu okşamaya…tenime dokunmaya…bu beni daha çok yaralıyor…değen eller acıtıyor ve kanatıyor…. Hoyratça ziyan ediliyorum..Umurum da değil inan…Çünkü bu acı senin acın kadar hırpalamıyor..Doyan bedenler çekip gidiyor…daha bir mutsuzum,daha bir vazgeçmiş kendinden…Şehir duruldu…Sokaklarda iş güç telaşına koşan insanlar dışında kimsecikler yok….Kendime yollara vuruyorum,ayaz bulaşıyor,elime yüzüme…


    Şubat….
    Sevgililer günün kutlu olsun Çocuk kalpli büyük adam…Hayatımda hiç 14 şubat kutlamadım…Bana yolladığın bileklik elimde,terlemiş avucum içinde….Bugün ilk kez söyledim şarkımızı,ilk kez çaldım gitarımı…Canımdaki yaralar hala kapanmadı…


    Mart….
    Şehrim uyanıyor kış uykusundan…hala ısınmak için yakıyoruz doğalgazı…hala soğuk buralar…Bugün,elindeki gelecek hayaliyle kapımı çaldı,bir adam…elimi aldı eline..senin sözlerini söyledi yüzüme..Kaçmak istedim,yapamadım…O konuştukça daha çok acıdı canım…eve geldim oturup ağladım..ağladım…sonra şarkımız başladı bir radyoda…ben daha çok ağladım…bir mesaj attım o adama….—üzgünüm,kalbim geçmişte kalan bir aşkta—incindi biliyorum….ben daha çok incindim..


    Nisan…..
    Güzel havalar akın ediyor şehrim üstüne..8 ayı devirdim tek başıma,sensizlikte….Hala bir haber yok…hala suskunluğunu koruyorsun…Ben biraz daha iyi gibiyim..acaba kendimi mi kandırıyorum….?? Yoksa bu sessizlik bir bozgun öncesi mi??


    Mayıs…
    Çoluk çocuk herkes sokaklarda..Çiçekler rengini almış bahardan…..Ben hala mutsuzum..


    Haziran…
    bugün senin doğum günün iyiki doğdun...


    Temmuz….
    ....ay yakamoz düşürmüş,denize…dalgalar dillerine doladıkları şarkıyı söylemekte…ben duyuyorum onları, başkaları hiç duymasa da…Sonra bir cümlen takılıyor aklıma,mutlu oluyorum birkaç saniye…sonra düşler kuruyorum,biliyorum hepsi ütopya…

    Ağustos…
    Ruhum ihanet etmedi bu sevdaya….sadakatimi korudum...


    Eylül….
    İşte bir yıl….sensiz gecen kocaman bir yıl….Suçlamıyorum seni sevdiğim,ruhuma giyinmeyi özlediğim adam…şimdi içim acıtan kocaman bir sensizliğe bu isyan… İçime öyle bir girdin ki,ben dahil her şey yerle bir oldu..geçen yıl bu zamanlardı senle kurduğum bir hayat…elimde şimdi yalnızca külleri kaldı..kimse inanamıyor bu ayrılığa…ben inanamazken,hayattan bir mucize beklerken..söyle sevdiğim adam kimi neye inandırayım…İçimde biriktirdiğim senden arta kalanlarla yaşamaya çalışıyorum…Savaş diyorlar ya…savaşın mağlup kraliçesini oynuyorum.


    Ben gerçek bir aşkın olgunluğuna
    Erdim,ne yazık sen anlamıyordun...
    Hayır cevabını dalgınlığına
    Verdim,ne yazık sen anlamıyordun...
    Karanlık kapladı gündüzlerimi,
    Görseydin sensizlik krizlerimi!
    Geceler boyunca bu gözlerimi
    Yordum,ne yazık sen anlamıyordun...
    Sağ salim çıkar mı bilmem yarına?
    İncittin kalbimi yaktın nârına,
    En yakın dostları senin uğruna
    Kırdım,ne yazık sen anlamıyordun...
    Sevginin kanaat ettim azına;
    Çaresiz boynumu büktüm nazına,
    Ben senin yüzünden aşk çıkmazına
    Girdim,ne yazık sen anlamıyordun...
    Aşkımı sorsaydın ağaca,kuşa;
    Tutuldu derlerdi bir tek bakışa
    Yeter anla diye başımı taşa
    Vurdum,ne yazık sen anlamıyordun...
    Şiirdim kalbine yaz beni diyen,
    Resimdim aklına çiz beni diyen,
    Gönlüne sığınmış çöz beni diyen
    Sırdım,ne yazık sen anlamıyordun...
    Çevir dim kendimi sabır yönüne,
    Sonunda kavuştun leyla ününe,
    Mecnunum aşkımı gözler önüne
    Serdim,ne yazık sen anlamıyordun...

    Çek O Ellerini Sefil Yüreğimden

    Yorgun bir yolcunun soluğunda gezinir gibiyim adeta...
    Öylesine kesik kesik ve öylesine tıkanırcasına...

    Sessiz çığlıklarımda ki acı yanımı bir duysan kanayan yanımı bırakır, çığlıklarımdan oluşan boğaz yırtılmasıyla ilgilenirsin. Hatırlayamadığım o kadar çok gece var ki, gidişinin ardından ağlayıp, karalar bağladığım. Hani her bir göz yaşımı tek tek saymaya kalksam ömrümden ömür geçer.
    Kırılganlığı, savurganlığımı, kalp ağrılarımı ve kanayan yanlarımı bir kenara koydum diyelim hadi, peki ya ihanetin bedeli...
    Onu nereye koyacağım ki ey sevgili...
    Aldatmıştın unuttun mu? bir zamanlar beni...
    Oysa ki kaçamak yorgun bakışlar emanet ederken gözlerimin derinliklerine, beni sevdiğini sanırdım. Aslında biraz da ben aptaldım. Sorgusuz, sualsiz sana bağlandım ve o sahte sözlerine nasıl oldu da inandım.
    Ben günah işlemedim, sadece seni sevdim... Bu ihanetini hele hiç mi hiç hak etmedim. İhanetinle beyaz sabahlarıma geceyi kattın, karalar çalarak.... Pembemsi renklere bürünmüş hayatımın rengini koyulaştırdın, çamurlar sıçratarak... Susma fasıllar yaşattında bana, konuşamadım istesem de daha...

    Ceylanın ürkek bakışlarını bakışlarıma mühürledin adeta.. Senden sonra etrafa hep o ürkeksi bakışlarla bakar oldum. Gönül ektiğini biçer derler bir de, hani nerede? Ben mi kör oldum yoksa... Ben bu sonu hak etmedim sevgilim, hak etmedim... Artık istediğin kadar dönmeye çalış dur sen...Pişman olsan da nafile canım, bu yürek seni kustu bir kere...

    İsyan bayraklarını çektim seni bekliyorum sevgilim. Yolun sonunda uçurum var ve bir de bir zamanlar uçurumlara savurduğun sefil yüreğim...

    Şimdi gönül gözünü aç ve beni iyi dinle sevgilim; Çekil artık yolumdan, vazgeç önüme devamlı gitmemen için tabular koymaktan.. Ben, ihanet ederken hesap sordum mu, giderken engel oldum mu ben sana... Peki ya şimdi senin bu yaptığın ne öylesyse.... Artık seni ne ben, ne de ihanetinle sefilleşen yüreğim istiyor.Yeter ne olursun, bırak şimdi beni de bulayım kaybolmuşta ki benliğimi...


    Dayanamıyorum anlasana, kime diyorum ben ya...

    Çek o ellerini sefil yüreğimden...

    Alışma Bana Yüreğim

    Kelimelerin büyüsü kayboluyor sanki yavaş yavaş.. Öncelerde tek bir kelimem yeterken yüreğine akmama, şimdilerde ise bir dizi kelime yetmiyor ruhuna dokunmama... Oysa ki, aşktan öte bir duyguyla bağlıyım ben sana..

    Hani 'öyle alıştım ki sana, benden bir parça oldun sanki' demiştin bana.. Alışma sevgili, sakın alışma bana. Alışkanlık önce heyecanı unutturur sonra ardından sıradanlık gelir çarçabuk. En sonda aşk yüreğinden çıkar gider ne olduğunu anlamadan.. Alışma bu yüzden bana, ne olur alışma. Aşkımı yüreğinden çıkarma..


    Her an elinden kayıverecek bir kum tanesi olduğumu düşün. En ufak bir rüzgarda uçuverecek, bir yağmur damlasıyla akıp gidecek bir kum tanesi... Önce yüreğinde sakla o kum tanesini.. Kimseler görmesin. Hani derler ya 'aşkımıza nazar değmesin'.. Görmesin kimse beni yüreğinde, sonra da yüreğinde unut beni. Yaşarım orda sessiz, kimsesiz.. Ama alıştım deme bana, hayatında olmama alışma sevgili, çünkü ben bir kum tanesiyim senin elinde.

    Sana şimdilerde sadece yüreğim demek istiyorum sevgili.. Sana yüreğim demek istiyorum.. Öyle büyük ki benim yüreğim.. Şairin de dediği gibi 'seni yüreğim kadar seviyorum'.

    Sana 'yüreğim' demek istiyorum, çünkü her atışında bana yaşadığımı hissettirendir yüreğim.
    Sana 'yüreğim' demek istiyorum, çünkü en değerli varlığım, yaşama nedenimdir yüreğim.

    Bir kum tanesiyim ben..ürkek, narin, kırılgan.. öfkesi rüzgarla birleşince yüzünü acıtan bir kum tanesi.. Yüreği başka bedende atan, sevgisi dünyalar kadar olan.. Yok yok dünyalar kadar değil, ne güzel de demiş ya şair 'seni yüreğim kadar seviyorum'...

    Binlerce kum tanesi içinde bir kum tanesiyim sadece..
    Sana aşık, sana deli..
    Bırak seveyim seni zamansızlıklar içinde..
    Elinden kaymama izin verme 'yüreğim'..
    Sana alışmama da..
    February 19

    Kaybolmuş Hüzünbaz Kelimeler

    Kaybolmuş Hüzünbaz Kelimeler / Katili Olduk Düşlerimizin

    Adımız hüzündü bizim..
    Adımız gözyaşı..
    Hüznümüzün esaretinde kaybolmuş kelimeler,
    Gidenlerin ardından yakılan ağıtlarda birikti..

    Sevdik,çok sevdik..
    Bedenlerden yükselen ruhları
    Toprağa emanet ederken geri
    Yüreklerimiz ezilmekte sessiz çığlıklarla..

    Sona eren yaşanacakları, astık zamana..
    Hayaller çare olur mu yürek yangınlarına...

    Sevdanın en farklı en olmaz şekline bürünenlerdik
    Taa içimizden seven, sevdasını gizlemeyi bilen..
    Diken diken batarken gerçekler gözlerimize
    Yine de vazgeçmeyenlerdik.. inadına sevenlerdik

    Gördüğümüz düşleri hayra yorarken
    Ne yazık! Bilemedik elimizdekinin kıymetini
    Göremedik sevdanın kimlik değiştirdiğini

    Elimizi kanayan yerlere koyduk
    Ve inandık..tüm saflığımızla..
    Ve sevdik..taparcasına
    Ve kanadık.. ölürcesine
    Ve sonunda sevgili..
    Kan kaybından yitirdik sevdayı..

    Gözyaşlarımız eşlik ediyor cinnet gecelerine
    Beynimizde rutubet kokan aşk kırıntılarını ısırıyor hüznümüz
    Yalnızlığın en izbe en köhne yerlerinde
    Mırıldandıklarımız hep acılı “sevdalinkalar”

    Katili olduk düşlerimizin
    Yargısız infazlarda dilimiz
    Yüreğimize taktığımız çalıntı kelepçelerle
    Bir arpa boyu bile yol gidememişiz

    Bana bir masal anlat “yürek sızı’m”, içinde hüzünler olsun... içinde ağıtlar... içinde gözyaşı olsun.. mutlulukla bitmesin ama masalın sonu.. çünkü ben.. ne zaman mutluluğu istesem, kaçıp saklandı karanlıklarına hayatımın.

    Kandırılmış saflığımla, kimsesiz hüzünlerin esiriyim...
    Beni ağlat.. bana bir masal anlat..
    Hadi.. bir masal anlat bana. Ve ağlat beni..

    Birileri Sesini Açsın Dünyanın

    dokunduğum her ışık,
    göğüs göğüs kan.
    çek cesedimden ellerini,
    ey tufanları yumruklayan!
    Azrail'im işkilleniyor.



    Duvarlarımda yasak gösteriler yapan mısralarla birlikte uygunsuz adımlarla okunduğumu saklayan gölgeler parıltısı ve özgür yansımalar raksının “çok çocuklu” ailesi olan odamda bir sağırın serzenişidir; birileri sesini açsın şu dünyanın…



    Manasını suskusunda biriktiren sevgili/siz yokluğum! Bitkinliğimde demlenen aşırı yaşamsallıktan nasipsiz , belki de biraz, ama yok yok salt karanlık, yakalanmasına tek prensin bile gönderilmediği bir Anka’nın paslanmış kanatlarında uykusu kaçan üzgün bir dilek, esarete alışkın bir güvercinin ağzında gevişe oturan vefa saçmalıkları, dudakları büzülmüş çöllerden yalın ayak serapların varlığımsı aleme aldatıldıklarını bile bile şevklenmesi, yaşlardan aşınan simaya sahip bir annenin çıplak elleriyle mezarındaki karları temizledikten sonra oğlunun üşümeyeceğini düşünmesinin yürek sancıtan ağrıları kıvamında hüzün, her şeyin ölçüsünü yankısıyla alan bir dağın çığlıklarımın çarpıntısında şaşkınlığı ve ardında sarkan sesleri toplama telaşı, bir şairin aklına gelen mısrasını ellerinden kaçırınca kalemini kemirmeye durması… yokluğumun sevgilisi, susuzluğum!



    Sen Züleyha’nın hep ilk hali! Bilmezsin. Her gece tek ölüm hakkı verildi de birden fazla intiharlarla aldattım duygularımı. Eşelediğin toprakların birilerinin çatısı olabileceğini yalan dolusu iç ceplerin mora çalan dudaklarından okumadın mı ki, görünmez çitlerle ayrılmışçasına unutturdun kirpiklerime oturup kalkmayı. Yanığımın çığırtkan müezzini…



    Aşkın çerağı, hırsın çatlak dallarına alev alev konunca;

    Aynın kökten aynı “gök”e inlenilen tüm yakarışlar, iri ve kokusuz yabani çiçek yapraklarının tılsımlı kurusuna üfürüldüğünde tutuşacak olan aşk salgınına müptela düşlerimin, dumanına yakalanacak soluğun, damarlarında yavaş yavaş bir isyan olacak sana, ömrün uzunluğunca. Ayaklarına inecek suları karalaştıracak mırıltılarım, fırtınalar koparacak her yudumunda. Sözüm bir suya geçer benim. Her kaşıkta içini zelzeleye vereceğim.



    Korsan denizcilerin sarhoşça tekmeleri altında yuvarlanan boş fıçılara dönen, ürkek, şaşı sözlerle kekeme bakan, fısıltısızlığında ellerimi neresinde saklayacağımı bilmediğim anlarımı; gün gelecek göz bebeklerine eriteceğim, bizim kaderimiz diye bellemediğimiz zihin kıpraşmalarının ırmak katliamlarında… Ve denizlerin kavrulmuş bir halde su dilenecekler gözlerimden.



    Aşk şefkat ayarında; sarıp sarmalamak istiyorum dokununca dağıttığın renklerimin beraberinde parmaklarını…



    Topladım tüm içimi, içsizliğe, hiçliğin ketumluğuna, kovduğun yerden kovmadığın yerlerime, muhacir bir bensizlikle, tökezleye tökezleye, ölümdaş olduğum yanlarımın tabutları altında tınısız, mecruh gülücüklerin taşınmasına zoraki izinli, her yıl üç yüz altmış dört gece dolusu gözyaşı ile vergilenmiş, yola değil, geri iadeli yol aramaya koyuldum kırık kemik torbası olan bedenimle.



    Yine de öksüz sokaklara süt emdiren caddeler gibi, tanlarının altında ağzım açık bekleyeceğim. Yaşayamayacak, havanın azotuna katlanamayacak kadar anlaşılmazdı, kelebeksi renklerindeki çırpınışlar. Çaresiz misin? Islanınca yalnızlıktan ben gibi, güneşe as gözlerini. Süreyya’ya bakakaldığın, yıldız yıldız dağıldığın zamanlarda bil ki; sensin çarpıp duran hala, gölgelerde hayat arayan tüm suskularıma.



    Aşk kendi sultanlığında;

    Birileri diyorum, sesini açsın şu dünyanın...